3 Ekim 2012 Çarşamba

İş Dünyasında Sosyal Medya Kullanımı


İş Dünyasında Sosyal Medya Kullanımı

İş dünyasında sosyal medya kullanımının kabul görmesi ve yaygınlaşması, insan kaynakları profesyonellerine kesinlikle yeni fırsatlar oluşturmaktadır. İşe alım uzmanları ya da insan kaynakları departmanında çalışan profesyoneller, bu güçlü aracı, sosyal medyayı kullanarak yeni iş pozisyonları için, yeni adaylar bulmaktadırlar. Bu bağlamda hem işe aday olan kişiler için hem de İK için sosyal medya çok ciddi kullanılan bir noktaya taşınmıştır. Birçok insanın sosyal medya sitelerinde (facebook, twitter, linkedin vb.) profilleri bulunmaktadır ve güncel tutmaktadırlar. Bu sayede bir gün kendilerine bir İK uzmanının iş teklifi ile gelebileceğini beklemektedirler ve yeni fırsatları kollamaktadırlar. Aynı zamanda İK uzmanları, bu tarz kişileri sürekli arar ve uygun adaylarını sosyal medyadan bulmayı amaçlarlar. Sosyal medya yalnızca yeni iş adayları için değil, başka fırsatlar, iş ilanları, rakiplerin fikirleri konusunda da İK uzmanlarına fikirler sağlayabilmektedir. Diğer şirketlerin İK uzmanlarını takip ederek rakip şirket güncel iş ilanlarını da bir İK uzmanı yakından takip edebilir.

Bir İK yöneticisi olarak şirketimin İK politikalarına sosyal medyayı mutlaka entegre etmek isterdim. Her şeyden önce İK departmanındaki işe alım uzmanlarına sosyal medyada profil oluşturmalarını, yeni iş ilanlarını belirli sitelerde göndermelerini ve başka adayları aramaları talimatını verirdim. Bütün işe alım sürecini ya da aday arama yöntemini sadece sosyal medyaya da bağlamaz, bir İK sitesi ya da şirketin ana sitesi üzerinden de ilanlar açarak, adayların başvuruda bulunabilmelerini sağlardım.

Sosyal medyada rakip şirketleri, rakip şirket çalışanlarını ve sektördeki diğer firmaları takip ederdim. Gerçekleştirdikleri İK çalışmalarını ve stratejik adımları yakalamaya çalışırdım. Herhangi bir sonuç gördüğüm zaman bu sonuçları şirketin güncel İK stratejileri ve politikaları ile karşılaştırırdım. Güncel örgüt yapısına göre başarılı olabileceğine inandığım bir adım atmışlarsa, kendi şirketime de entegre etmeye çalışırdım. Sosyal medyayı hiçbir zaman birinci İK politikası veya stratejisi belirleyici olarak kullanmazdım. Sosyal medyanın daha çok insanlarla olan tarafını kullanırdım çünkü sosyal medya üzerinden birçok profesyonel ile rahatlıkla iletişim kurabilir, yeni iş olanaklarına net olarak aradığımız insana ulaşabiliriz. Bu sayede açtığımız bir ilan için, aradığımız insanı aramak durumunda kalmayabiliriz. Tecrübe gerektiren bir pozisyona eleman aranıyorsa en iyi iletişim yollarından birisi linkedin (www.linkedin.com) isimli profesyonel ağ sitesidir.

Her şirketin ana yeteneği dışında pro-bono (halk yararına) işlere de girmesi gerektiğine inanıyorum. Bu bağlamda İK stratejisi olarak bu tarz kar amacı olmayan işlere de girmek isterdim. Örneğin engelli vatandaşlara yapılan yardımlar, ücretsiz destek çalışmaları gibi. Bu çalışmaların tamamını yalnızca şirketin sitesinde yayınlamaz, sosyal medya aracılığı ile de açıklardım. Sosyal medyada şirket ile çalışmaların yayınlanmasıyla şirketin adının daha da duyulacağına ve bu sayede şirketin ismini geliştireceğine inanıyorum. Toplum genelinde bir bilinç oluşmasını sağlanabilir. Daha çok bilinen şirket ismi, şirketin değerini ve şirkete karşı olan bilinirliği arttırır.

Bir İK yöneticisi olarak sosyal medyanın kullanımını şirket çalışanlarına da bir şirket kültürü olarak öğretmeyi düşünürdüm. Bunun sebebi her şirket çalışanının sosyal medyada bir paylaşımı varsa toplum ve sektör tarafından bilinirlikleri artar ve birer isim, işinde marka haline dönüşürler. Bunları şirketin bir çıkarına olması dışında çalışan personelin kendine olabilecek bir yatırım olarak görürüm. Sosyal medya eğer İK yönetiminin işe alım fonksiyonuna uygulanıyorsa etkinliğini mutlaka arttırır. Bunun sebebi olarak daha fazla adaya ulaşmayı gösterebiliriz. İş analizi konusunda sosyal medyanın kullanımının ufakta olsa bir faydası olabilir zira bir işin analizi yapılırken sosyal medya üzerinden sektördeki diğer şirketlerin iş ilanları incelenebilir. Bu bağlamda daha farklı iş analizleri ortaya çıkarılabilir. Çıkarılan bu iş analizleri teknik personel ile kontrol edilir ve en uygun iş tanımı ortaya çıkarılabilir.

Çok fazla kurumsal bir İK stratejisi için; örneğin örgüt yapısının değiştirilmesi stratejisi ya da devir (turnover) oranlarını azaltma çalışmaları gibi stratejilerde sosyal medyayı kullanmazdım zira bu alanlarla sosyal medya üzerinde kaynak aramak hata olur. Temel kavramlar ve çalışmalar, yönetim ve organizasyonda güncel yaklaşımlar üzerine belirli analizler (SWOT, PESTEL) hazırlayarak bu değişiklikleri yapardım ve örgüte uygulardım. Burada sosyal medyanın hiçbir önemi olmadığını düşünüyorum keza stratejik karar alma konusunda olduğu gibi. Dolayısıyla sosyal medyanın kullanımının İK yönetimindeki potansiyel etkinliği, uygulandığı fonksiyona göre değişebilmekte olduğunu düşünüyorum.

Sosyal medya kullanımının üniversite öğrencileri seviyesinde de yaygın olması gerektiğine inanıyorum. Üniversiteye dahil oldukları andan itibaren her biri iş dünyasında potansiyel bir çalışan ve sosyal medya üzerinden istihdam edilme ihtimalleri her geçen gün artmakta. Bilinirliğin artması ve göz önünde bulunmak için sosyal medya çok kıymetli bir araç ve teknoloji. Yalnızca üniversite öğrencileri için değil, profesyoneller için de özgeçmişlerini güncel tutmak ve sosyal medyayı takip etmek ciddi fırsatların karşılarına çıkmasına destek olmaktadır.

İyi çalışmalar dilerim.

Ogan

Etkili Performans Yönetimi ve Kariyer Gelişimi

Etkili Performans Yönetimi ve Kariyer Gelişimi

Rotasız bir gemi düşünün ve başında kaptanını. Kaptan dahil kimse bu geminin nereye gittiğini bilemez. Deniz gemiyi nereye götürmek, yönlendirmek isterse o yöne götürür. Deniz kabardığında, hava karardığında gemide büyük bir endişe, büyük bir panik meydana gelir. Su durulduğunda biran için her şeyin normale döndüğü hissine kapılırsınız ama rotanız hala yoksa bu demek olur ki düze çıkmadınız, siz tamamen kayboldunuz.

Kariyer gelişiminin en önemli, olmazsa olmaz yapı taşı performans yönetimidir. Ben burada performans yönetimini nasıl etkili kılacağınızı ve kariyer gelişiminizi en etkili şekilde nasıl sürdürebileceğinizi anlatıyor olacağım.

Yukarıda verdiğim örnekte kaptan sizsiniz. Rotayı belirlemek de size ait, deniz kabardığında ya da hava karardığında yolunuzu bulmak da. Deniz ve hava ise sizi etkilemekte olan dış çevre ya da diğer faktörler. Dış çevrenin değişmesi, denizin karakterinin farklılaşması, havanın kararması sizi rotanızdan, gitmek istediğiniz yerden veya olmak istediğiniz kişiden alıkoymamalı. Aklınızda yer etmesi gereken en önemli bilgi bu olsun. En kötü kararın bile kararsız kalmaktan çok daha iyi olduğunu biliyorsunuz. İş hayatında rotanızın olması gerekir. Burada rota ifadesini kullanarak anlatmak istediğim şu olabilir; "ben şu konuda kendimi geliştirmek istiyorum", "ben uzun vadede kendimi şu noktada görüyorum" gibi. 

Kısıtlar teorisi isminde bir teori var. Sizin sonsuz üretim yapmanızı her daim engelleyen bir kısıt olduğunu savunan bir teori. Siz rotanızı belirlediğiniz zaman karşınıza çıkacak olan da aslında bu teori. Ulaşmak istediğiniz yere ulaşabilmeniz için bu kısıtı aşmanız ve aştıktan sonra o yere ulaşmanız gerekmekte. Ulaştığınız zaman ne olacak? Yeni bir kısıtla karşılaşacaksınız. Performans yönetiminin de bu şekilde olması ve kariyer gelişimini sürdürülebilir kılabilmek için bu teorinin benimsenmesi gerekir. Biz bir fabrika değiliz, sınırsız kaynak problemimiz ya da üretim yetersizliğimiz yok. Dilediğimizi öğreniyor, dilediğimiz hedefi seçebiliyoruz. Onun için bu teorinin "benimsenmesi" gerekiyor. Bir örnek, bir bilişim uzmanı bilişim sektöründe Oracle veritabanı yöneticisi olarak kariyer geliştirmek istiyor. Kısıtları neler? Oracle veritabanı yönetimini öğrenmesi ve iyi bir derecede uygulaması gerekiyor. İletişim becerilerinin kuvvetli ve profesyonel bir çalışan olması gerekiyor. Bu kısıtları aştıktan sonra ve rotası da belliyken başarıya ulaşması diğer herhangi bir bilişim uzmanına göre daha kolay. Kısıtları aştığı zaman olası yeni kısıtları ne olabilir peki? Oracle veritabanı ürün ailesi veya Oracle'ın orta katman ürünlerini de bilmek ve öğrenmek olabilir mesela. Yani işin özü her zaman kendimize yeni kısıtlar, aşılacak yeni engeller üretmemiz bizi başarılı kılacak ve performans yönetimi kavramı içerisinde iyi bir yolda olduğumuzu anlayacağız.

Peki, performans yönetimi döngüsünden ve kavramından bahsedelim. Malum, günümüzde kurumsal ve küresel çapta şirketlerin kanayan yarası "talent retention", yani eldeki yeteneklerin şirket bünyesinde kalmasını sağlamak. Yetenekleri şirkete bağlayan en önemli unsur tahmin ettiğiniz gibi para değil, kariyer. Birçok profesyonel kariyerleri boyunca öğrenmek, kendilerini sürekli geliştirmek ister. Bu bağlamda şirketin iyi bir kariyer planı sunabilmesi ve performans yönetimini etkili yapabilmesi son derece önemli. Performans yönetimi döngüsü içinde sırasıyla;

1) Planlama
2) İzleme
3) Geliştirme
4) Oylama
5) Ödüllendirme

bulunmaktadır. Yöneticinizle gerçekleştirdiğiniz bu toplantılarda önce planlarsınız. Performansınızı arttıracak, bilgi kapasitenizi çoğaltacak ve kariyerinize destek olabilecek her türlü faaliyeti burada görüşürsünüz. Daha sonra izleme ve geliştirme adımları yer alır. Diyelim her sene düzenli olarak bu adımlardan geçiyorsunuz. Senenin başında planladınız ve ardından izlediniz ve eksik gördüğünüz yerleri geliştirdiniz. Daha sonra oylama kısmı gelir, yani sene sonu yaklaşır. Oylamayı kendiniz ve/veya yöneticiniz yapacaksınız. Oylamada eksik görülen yerler kalmışsa sonraki senenin planlamasına eklenebilir. Eksik görülmeye yer varsa konu kapatılır. Ödüllendirme kısmında da yöneticiler, çalışanlarını ödüllendirmeye gidebilir. "Recognition" adını verdiğimiz takdir etmek veya ödüllendirmek çalışanların motivasyonu ve bu performans yönetiminin en etkin şekilde devam etmesi için hayati önem taşır. 

Bir performans yönetimi hedefi belirlenirken mantıklı, ulaşılabilir, ölçülebilir ve izlenebilir olması şart. Aksi halde motivasyon eksikliği meydana gelebilir. Örneğin bir satış yöneticisinin hedefi 100 iken, olası potansiyel değerlendirilip, 120 yapılırsa bu normal karşılanabilir ancak 300 yapılırsa bu ulaşılamayacak bir hedef olarak görülüp, ipin ucu kaçırılabilir. Dolayısıyla hedefleri belirlemek ve bu hedefleri de mutlaka ulaşılabilir tanımlamak etkili performans yönetiminin olmazsa olmazıdır. Tabi hedefler sadece konmak için konmamalıdır. Hedefler belirlendikten sonra takip edilmeli ve yeri geldiğinde, kişi kendini eksik görürse desteklenmelidir. Kağıt üzerinde performans yönetimi yapmak, hedefler belirlemek ve yıl içerisinde geriye dönük değerlendirme, geliştirme yapmamak uzun vadede çalışanı şirketten koparabilir. Artık çalışan kendini şirketin bir parçası hissetmiyordur. Benim hep söylediğim bir söz var, büyük şirketlerde çalışırken altın kural şudur; "çalıştığın şirketi sanki kendin kurmuşsun gibi çalış". Çalıştığınız şirketi kimin, ne zaman kurduğu önemli değil, verimli çalışmak ve öğrenmek istiyorsanız çalıştığınız şirketi sizin kurduğunuzu düşünün. Bunu yaparsanız zaten performans yönetimi işin çok ufak bir kısmı olarak kalacaktır.

Madalyonun diğer yüzünde etkili performans yönetiminin yansıması kariyer yönetimi var. Performans yönetimi toplantılarında her zaman çalışanın kendini geliştireceği konular konuşulmaz. Konuşulan diğer bir konu kariyerdir. Çalışan kendini kısa ve uzun vadede nerede görmektedir? Yöneticinin gözünde çalışanı kısa ve uzun vadede nerededir? Çalışanı o noktaya taşımak için kısa vadede ne hedeflenmeli, uzun vadede ne hedeflenmelidir? Dolayısıyla performans ve kariyer yönetimi birbirini tamamlamaktadır. Kimi küresel firma performans yönetim değerlendirmelerini azami özeni gösterip, çalışanların kariyerlerini bu şekilde yönetip, maaş ve yan haklarını buna göre ayarlamaya çalışırken kimi firma sadece kağıt üzerinde bu işleri takip etmekte. 

İyi çalışmalar dilerim.

Ogan

22 Ağustos 2012 Çarşamba

İş Hayatına Hazır Mısın?

İş Hayatına Hazır Mısın?

Bana göre bir insanın hayatının en güzel, anılarla dolu ve keyifli yılları üniversite yıllarıdır. Bir yandan eğlenirsin, bir yandan çalışır, hocalarla mücadele edersin. "Not verilmez, anılır" dersin; dersten A alınca "A aldım", F alınca "F vermiş" dersin, hocayı suçlarsın. Zaten keyifli olan yönü de budur, öyle değil mi? Bir bakmışsın yılların bu şekilde geçip gitmiş.

İşin espri tarafını bir kenara bırakalım ve gerçekçi olalım. Gerçek ise şu; "üniversiteden mezun olduğum zaman ne yapacağım?" Mezuniyet törenlerinde herkes çok mutludur. Kep atılır, resimler çekilir ve hocalar gülümser. Keşke sonrasındaki hayatta bu kadar basit ve kolay olsa ama ne yazık ki değil. Çok geçmeden gerçeklere dönersin. Ben burada bu gerçeklerin peşinde olan, yukarıdaki sorunun cevabını arayan kişilere yönelik bir yazı yazmak istiyorum.

Ben ne olacağım, ne yapacağım?

Öncelikle endişeye kapılmayın. Bulunduğunuz bilişim teknolojileri sektörü iş olanakları açısından zengindir ve düşündüğünüz türde bir işte istihdam edilme şansınız diğer sektörlere göre daha fazladır. Bunu bir cebinize koyun. Diğer yandan ben hep şunu tavsiye ediyorum; daha fazla çalışın. Üniversitenin birinci yılından son yılına kadar sıkı çalışın. İş hayatı da benzer bir tempoda geçecek. Buna hazırlıklı olmuş olursunuz. Üniversite birinci sınıftan itibaren mezun olduktan sonrasını düşünmeye başlayın. Üniversitede aldığınız derslerde nasıldınız? Hangi konuya daha hakimdiniz, hangi konuda kendinizi daha güvende hissediyordunuz? Web teknolojileri mi, yazılım geliştirmemi yoksa veritabanı yönetimi mi? Unutmayın, hayat sadece derslerde aldığımız notlardan ibaret değildir. Ders notlarının yanında bizim hayatta neyi, ne kadar başardığımız da önemlidir. Bana öğrencilerden gelen en temel soru şu oluyor; "sizin üniversite ortalamanız kaçtı?" hemen yanıtlayayım; 2,25. Bana göre ortalamalar hiçbir şeyi ifade etmez. İş hayatı ile öğrenim hayatı birbirinden çok farklıdır. Söylediğim gibi, asıl olay sizin neyi, ne kadar başardığınız ve karşınızdakine bunu ne ölçüde gösterebildiğinizdir.

Nasıl bir kariyere sahip olacağım?

Soru: Nasıl bir kariyer beni bekliyor?
Cevap: Sen kariyeri nasıl bekliyorsun?

Bazı mühendislik ve ctis mezun adayı öğrenciler ömürleri boyunca yazılım geliştireceklerini düşünürler. Tamamen yalan. Kişi isterse ömrü boyunca yazılım geliştirir. Yazılım geliştirme tercihi de yine kendisine aittir ancak birçok yeni mezun arkadaşımız bildiğimiz kariyer siteleri üzerinden 50-60 yere rastgele özgeçmiş gönderir ve kendilerini bir A firmasında, istemediği işi yaparken bulur. Amaç istemediğiniz, mutlu ve huzurlu olmayacağınız işi yapmak değil, bunun aksini gerçekleştirebilmektir. 22 yaşında mezun oluyorsunuz. Bütün ömrünüzü istemediğiniz bir işte geçirmek, nasıl bir fikir olurdu? Onun için yazımın başında söylediğim konuyu yinelemek istiyorum. Üniversite birinci sınıftan son sınıfa kadar nasıl bir kariyere sahip olmak istediğinizi belirleyin. Ben size çok basit bir örnek vereceğim, tablo daha da netleşsin;

Ogan Özdoğan Bilkent Üniversitesi Bilgisayar Teknolojisi ve Bilişim Sistemleri birinci sınıf öğrencisi. Dersleri arasında "Introduction to Programming" var ve C öğreniyor. İkinci sene Java, Linux ve SQL derslerini alıyor ve yaz stajına hazırlanıyor. Aldığı dersler arasından Java'yı çok sevdi ve derslere, sınavlara severek çalıştı. Linux, SQL ve C (programlama dili) konularında kendini güvende ve mutlu hissetmedi ama derslerinin tamamından geçer not aldı. Yaz stajını Java ile ilgili bir konuda yaptı. Üçüncü sınıfta veritabanı yönetimi dersini aldı ve dönem stajına hazırlanıyor. Dönem stajını da veritabanı yönetimi üzerine yapıyor ve dördündü sınıfa geçiyor. Bu sırada Ogan şunu düşünüyor; "ben kendimi veritabanı yönetimi konusunda daha rahat hissediyorum ve bu işi yapmak istiyorum". Dördüncü sınıfta iş imkanlarını kovalamaya başlıyor. Sosyal medyayı kullanıyor ve profesyonel bir sitede profil oluşturuyor, özgeçmişini tamamlıyor. Özgeçmişine Java ve veritabanı yönetimi üzerine yaptığı stajları ve hazırladığı projeleri ekliyor. Bu yönlenme ile veritabanı yönetimi üzerine iş bakmaya başlıyor. Doğru iş tanımlarına ve ilanlarına, doğru özgeçmiş ile gidiyor. Bu şekilde diğer adaylardan da kendini ayırmış oluyor ve işe giriş için şansını arttırmış oluyor.

Ne yazık ki bu senaryodaki en büyük sorun "zaman". Zaman geçtikçe insanlar ümitsizliğe kapılıyor, ben iş bulamayacağım diyor. İş görüşmelerine gidiyor, reddediliyor ve moral seviyesi bir kademe daha düşüyor. Burada yine kendimden bir örnek vermek istiyorum. Haziran 2006'da mezun oldum, 2007 Mayıs'ta vatani hizmetimi tamamladım. Mayıs 2007 - Eylül 2008 arası iş aradım ve bulamadım çünkü aradığım iş Oracle veritabanı yöneticiliğiydi. Gittiğim yerler tecrübesiz olduğum için beni almak istemedi. Eylül 2008'de bir referans ile Ericsson'da Oracle veritabanı yöneticisi olarak işe başladım ve kariyerimi oluşturmaya başladım. Yapmaktan hoşlanmadığım, sevmediğim bir işi yapmadım, bekledim. Sabrettim. Benim yeni mezun herkesten yapmasını istediğim aslında bu senaryo. Mutsuz bir çalışan, verimsiz bir çalışan demektir. İş yeri ise verimsiz çalışanlar değil, üreten ve sürekli kendini geliştiren çalışanları işe almak ve çalıştırmak ister. Onun için kariyerin bize gelmesini değil, bizim ona gitmemiz gerektiği gerçeğini hiçbir zaman aklımızdan çıkartmıyoruz ve sıkı çalışmaya devam ediyoruz.

Başarıya giden yolda siz

Bir şirkete iş görüşmesine gittiğiniz zaman şunu aklınızdan hiç çıkartmayın; "ben, şirket için değerliyim ve onların çalışan adayıyım". Siz iş görüşmesine gittiğiniz zaman %50 o şirketin bir elemanısınız, bunu unutmayın. Sizi iş görüşmesine çağırmaları demek bilginizden ve emeğinizden faydalanmak istiyorlar demektir. Çekingen, sıkkın, korkmuş durmayın. Kendinizden emin ve güçlü bir çizgi çizin. Ne istediğinizi iyi ifade edin ve kendinizi iyi ifade edin. Kendinizi iyi ifade edemezseniz elenirsiniz. İş görüşmelerine gitmeden önce mutlaka o şirketle ilgili bir şeyler okumuş ve öğrenmiş olun. Genel Müdürü kimdir, hangi tarihte nerede kurulmuştur, hangi ürünleri ve/veya hizmetleri vardır, çalışacağınız departman ne iş yapar, iş tanımınız nedir gibi.

Çok sıkı bir özgeçmişiniz olsun. Şu soru hemen geliyor; "yeni mezun adamın nasıl sağlam bir özgeçmişi olabilirki?" Gayet olabilir ve diğer yeni mezunlardan hemen ayrılabilir. Bir özgeçmiş, kişinin kendisini yazılı olarak ve ilk defa iş verene ifade ettiği yerdir. Onun için detaylı ve iyi hazırlanmış bir özgeçmiş çok önemlidir. İyi bir özgeçmişin içinde eğitim, proje, staj, yetkinlikler listesi, referanslar ve kişisel bilgiler olabilir. Örneğin geliştirdiğiniz projeyi detaylandırın. Proje Java ile yazılmışsa ve başvurduğunuz işin tanımı java geliştirmek üzerineyse +1 aldınız diyebiliriz. Peki özgeçmiş tamam, iş görüşmesinde de başarılı oldunuz. Yok mu başka yapmanız gereken şeyler? Elbette var ve aşağıda;

- Teknik yetkinliğinizi geliştirin
- İletişim becerilerinizi arttırın
- Staj yapın (mümkünse 2 tane)
- Proje(ler) geliştirin ve dokümantasyonunu yapın
- Sertifikasyon sınavlarına girin ve sertifikalanın
- Seminerlere katılın ve sosyal medyayı, şirketleri ve günlükleri takip edin
- Detaylı bir özgeçmiş hazırlayın, kendinize her zaman güvenin ve emin olun
- İş görüşmelerinde HEYECANLANMAYIN, kimse sizi dövmeyecek
- Her zaman PROFESYONEL olun

"Profesyonellik". Başarılı olmak için profesyonel olun, öyle davranın. Başarı, profesyonellikten geçmektedir. Hayatınızda bir rotanız olsun. Amaçsız ve hedefsiz kalmayın. Amaçsızlık ve hedefsizlik sizi geriletir ve profesyonellikten uzaklaştırır. Her zaman öğrenmeye açık olun. Verilen görevleri eksiksiz yerine getirin, insiyatif kullanın ve sizden istenenden fazlasını yapmaya çalışın. Hayatta hiçbir zaman çok çalışmanın zararını görmezsiniz.

Akademik çalışmalar ve profesyonel hayatınız

Akademiyi, profesyonel hayat ile karıştırmayın. Birbirleri ile alakaları yok. Dersler ve notlar konusunda takıntılı olmayın ve gerçek hayatta bir profesyonel yaşantı olduğunu unutmayın. Çok çalışın, iyi notlar alın, ortalamanız yüksek olsun ama bu sizi "kör" etmesin. Profesyonel yaşantı konusunda asla kör olmayın, her şey notlar ve dersler değil. Birçok üniversitede kariyer gelişimi ve yönlendirmesine üzerine çalışma yapılmıyor. Halbuki her sene üniversitelere çok değerli insanlar katılıyor. Onların iyi bir eğitim alması nasıl asıl amaç ise iyi de bir kariyerleri olması ve ülkemize daha verimli çalışmaları da o kadar önemlidir. Akademisyenlerin bu konuda öğrencilere destek olması gerektiğine inanıyorum. Yaşadığım gerçek bir olaydan bahsetmek istiyorum. Bilkent Üniversitesi merkez kampüs kütüphanesinde dördüncü sınıf bir bilgisayar mühendisi arkadaşımla tanıştım. Kendisi son derece parlak bir öğrenciydi ama şu soruma cevap veremedi; "2 ay sonra mezun olacaksın, hiç düşündün mü mezuniyet sonrası ne yapacaksın?" cevap hakkında bugüne kadar hiç düşünmediği için bana verdiği cevapta hayır oldu. Ben bu durumu şöyle görüyorum, açık denizde rotasız seyretmek. Evet, nereye gideceğini ve hatta gittiğini bilmiyordu. İş hayatına kesinlikle hazır değildi.

Sosyal medya ve günlükler

Ocak 2008'den beri bu günlükte yazılar yazıyorum. Kimi zaman Oracle veritabanı yönetimi ile ilgili yazdım, kimi zamansa işletme yönetimi. Sonuçta her zaman yazdım. Yazdıkça öğrendim, paylaştım. Ben yazdıkça birileri daha öğrendi ve hatta yazdı. Onun için yazmak ve bir günlük tutmak bilginin birikimi ve paylaşılması, yayılması açısından son derece önemlidir. Bir günlüğünüz olsun, yazın. Öğrendiğiniz bilgileri paylaşın. Tecrübelerinizi yazın. Geçiçi değil, kalıcı olsun.

Sosyal medyayı kullanın. Resim yüklemek ya da birilerine hakaret etmek için değil. Şirketlerin twitter sayfalarını takip edin, işe alım uzmanlarının kişisel sayfalarını inceleyin, linkedIn profiliniz olsun ve sürekli güncel tutun. Sektördeki önemli kişilerin günlüklerini takip edin, okuyun. Bugün 30 yıldır veritabanı yönetimi üzerine çalışan insanlar bile "bugün yeni bir şey daha öğrendim" diyebiliyor, siz de öğrenin. Mezuniyetinize yakın şirketlerin insan kaynakları sayfalarına bakın. İş ilanlarının paylaşıldığı sitelerde profil oluşturun, görünün olun. Kısacası sosyal medyayı iyi kullanın ama amaçsız paylaşımlar için değil, güncel kalmak ve yeni fırsatları kollamak için kullanın.

Bugün Oracle olarak "İş Hayatına Hazır Mısın?" seminerleri düzenliyoruz. Üniversitelere gidiyoruz ve bu yazdıklarımızı 1-4ncü sınıf öğrencilerine anlatıyoruz. Onları dinliyoruz, sorularını yanıtlıyoruz. Profesyonel hayatı, daha içinde yer almadan keşfetmelerini sağlamaya çalışıyoruz.

Bu yazıyı okuyan üniversite öğrencilerine ve adaylarına profesyonel hayatlarında başarılar dilerim. Umarım bilinçli kararlarla, doğru adımlar atarsınız ve dilediğiniz yerlere gelirsiniz. Bunu başarabilmeniz için tek yapmanız gereken şey sadece daha çok çalışmak...

İyi çalışmalar dilerim.

Ogan
Takip et: @oganozdogan